My Photo

I don’t have another photos so this is my favourite photo. My roommate took this photo on Sunday in our dormitory room in Cyprus.

I was listening to music and I wrote my personal web page’s code. My personal web page was very classical but it was pretty when I completed the new design. I used The Adobe Dreamweaver CS4, The Adobe Photoshop CS3 and The Adobe Flash CS3 Professional for the design.

The web page has a blog, my biography, a flash photo gallery, my favourite movies and my all music archive. I publish my articles and important information summarizes in my web blog. My web blog has 92 members, 270 articles, 971 comments and 1947 tags. I have visitors from 24 country. Minimum 150 person visit my web page every day so I need often update.
I think I will publish this photo in my web blog on this link http://www.suleymanpasa.com/blog/my-photo.html


Beslediğiniz Kurt

http://img2.blogcu.com/images/y/e/l/yelizshn/bz.jpgCherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu. Onlara dedi ki: İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında..

Bu kurtlardan birisi; Korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları,yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.

Diğeri ise; Zevki, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği,dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu,anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.

Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde.. Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerindenbiri büyük babasına,

“Hangi kurt kazanacak?” diye sordu.
Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı…….
“BESLEDİĞİNİZ KURT”………

Bir kızı seversin, çok seversin…

http://img695.imageshack.us/img695/8343/66621475.jpgSaat sekizi kırkbeş geçer , yeri gelir altıyı oniki geçer ; ama günler bir türlü geçmez.

durun anlatayım.

bir oğlan düşünün ki onun için her yer kıpkırmızı. kırmızıda maviyi görür mü insan? siyahı? çingene pembesini? hepsini görebilecek kadar kırmızı. agaçlar kırmızı çiçek açıp , insanlar kırmızı denize girer mi? hepsi olabilecek kadar kırmızı görüyordu işte oğlan.

malum gözümüzü kapattığımızda belli bi müddet , yumup karanlığa gömdüğümüzde görüntülerini hayatın ; ani bir açışta gözkapaklarımızı canımız acır ya güneş ışığından.

oğlan kırmızının cümle tonuna gömmüştü işte gözlerini aynı misal. mutlu mesut , hiç bir şeyden habersiz kırmızının her tonunda ayrı bir kahkaha tonunda yaşıyordu.

ve bir gün olmaması gereken bir şey oldu.

oğlan daha önce hiç yaşamadığı bir renkle , solumadığı bir renkle , görmediği bir renkle karşılaştı ani.hayret etti masum. aşka düştü zayıf.

karşısında bembeyaz bir kız duruyordu. kırmızıyla hiç bir alakası olmayan , göz kamaştırıcı bir beyaz.

-merhaba

*merhaba

-çok farklısın

*farklı bakıyorsun

-farketmez

oğlan beyaza o kadar hayret eder ki. o kadar farklı gelir ona o parıltı.

bilmez ki gözleri yanıyor aslında. kırmızıları siyaha dönüyor farkında olmadan. kırmızısını da kaybediyor.

-çok güzelsin

*sağol

-sanırım sana aşık oluyorum

*ben de

-peki

bu kadar güzel olsa keşke. ama öyle değil işin aslı.

beyaz ışık saklarmış arkasında duran kişileri. hani bir arabanın farları yandığında göremezsin ya arkasında soförün yanında oturan kişiyi. o hesap.

-aşık değilmişim sana aslında

*peki

günler geçmez o saatten sonra. saat sekizi kırkbeş geçer , yeri gelir altıyı oniki geçer , beşi elli geçtiği bile görünmüştür ama günler geçmez. onbire on kalır , sende sarhoşluktan başka hiç bir şey kalmaz o vakitten sonra.

boşu boşuna kırmızını siyaha buladığınla kalırsın.

bu işin benim hissettiğim hali. eğer siz bir şey anlamadıysanız , türkçe meali;

bir kızı seversin , o da seni sevdiğini söyler. kızı çok seversin o eski erkek arkadaşına döner.


Büyüdük mü?

Uzun zamandan beri hayatın, gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumda bir engel; erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek bir zaman, ödenecek bir borç oldu.

Sonra hayat başlayacaktı ve büyüdüm diyecektim. Sanırım bu engeller benim hayatımdı. Yorgunum dostlarım, dostlarım yorgunum. Büyümek ne yorucuymuş be! Büyüdük dimi, büyüdükçe yorulduk, yıprandık öylemi! Büyümek yeryüzünün ve dünyanın bütün kötülüklerine, acımasızlığına karşı cömertçe bi kahkaha dolu naralar atabilmekmiş sadece!


Gidiyorum…

İşte yine başlıyor yolculuk hazırlığı, gurbet hazırlığı… Bu defa daha farklı, çok farklı en azından öyle hissediyorum….
İlk gidişimi anımsıyorum ara sıra. Nasıl duygusuz, düşüncesiz sadece yol alıyordum, öyle yapmam gerekiyordu, yapıyordum. Eskiden uçağa binme hayali bile heyecan yaratırken ilk defa uçağa bindiğimde hiç ama hiç bişey hissetmemek şaşırtıcı gelmemişti doğrusu… Gitmem gerekiyordu gidiyordum…
Şimdi yine gidiyorum… Orada kaldığım süre içerisinde farkında olmadan kendime yeni bir ortam yaratmışım…
Şimdi dikkat ediyorumda artık zaman orada değil memleketim dediğim yerde geçmiyor… Anlıyorum ki gurbetim memleketim olmuş…






Genel Kisisel Web