Saat sekizi kırkbeş geçer , yeri gelir altıyı oniki geçer ; ama günler bir türlü geçmez.
durun anlatayım.
bir oğlan düşünün ki onun için her yer kıpkırmızı. kırmızıda maviyi görür mü insan? siyahı? çingene pembesini? hepsini görebilecek kadar kırmızı. agaçlar kırmızı çiçek açıp , insanlar kırmızı denize girer mi? hepsi olabilecek kadar kırmızı görüyordu işte oğlan.
malum gözümüzü kapattığımızda belli bi müddet , yumup karanlığa gömdüğümüzde görüntülerini hayatın ; ani bir açışta gözkapaklarımızı canımız acır ya güneş ışığından.
oğlan kırmızının cümle tonuna gömmüştü işte gözlerini aynı misal. mutlu mesut , hiç bir şeyden habersiz kırmızının her tonunda ayrı bir kahkaha tonunda yaşıyordu.
ve bir gün olmaması gereken bir şey oldu.
oğlan daha önce hiç yaşamadığı bir renkle , solumadığı bir renkle , görmediği bir renkle karşılaştı ani.hayret etti masum. aşka düştü zayıf.
karşısında bembeyaz bir kız duruyordu. kırmızıyla hiç bir alakası olmayan , göz kamaştırıcı bir beyaz.
-merhaba
*merhaba
-çok farklısın
*farklı bakıyorsun
-farketmez
oğlan beyaza o kadar hayret eder ki. o kadar farklı gelir ona o parıltı.
bilmez ki gözleri yanıyor aslında. kırmızıları siyaha dönüyor farkında olmadan. kırmızısını da kaybediyor.
-çok güzelsin
*sağol
-sanırım sana aşık oluyorum
*ben de
-peki
bu kadar güzel olsa keşke. ama öyle değil işin aslı.
beyaz ışık saklarmış arkasında duran kişileri. hani bir arabanın farları yandığında göremezsin ya arkasında soförün yanında oturan kişiyi. o hesap.
-aşık değilmişim sana aslında
*peki
günler geçmez o saatten sonra. saat sekizi kırkbeş geçer , yeri gelir altıyı oniki geçer , beşi elli geçtiği bile görünmüştür ama günler geçmez. onbire on kalır , sende sarhoşluktan başka hiç bir şey kalmaz o vakitten sonra.
boşu boşuna kırmızını siyaha buladığınla kalırsın.
bu işin benim hissettiğim hali. eğer siz bir şey anlamadıysanız , türkçe meali;
bir kızı seversin , o da seni sevdiğini söyler. kızı çok seversin o eski erkek arkadaşına döner.