Yanlızmıyım Neyim?
İnsan kendini neden yalnız hisseder? Hiç arkadaşı olmayan insan mı “yalnız”dır sadece? Ya da “yalnızlık” çokluk içerisinde yokluk çekmek midir? Aslında değinmek istediğim konu da tam olarak bu. Bazı insanların etrafında onlarca hatta yüzlerce arkadaşı vardır ancak yine de kendini yapayalnız hisseder. Hatta bu arkadaşları arasında “dost” olanları da vardır, bütün sırlarını paylaşırsın, “sen benim biricik dostumsun” dersin ama öyle bir an gelir ki “sen benim dostumsan, neden böyle yaptın?” dersin. İşte o zaman aslında gerçekten “yapayalnız” olduğunu hissedersin.
Bu durumun en belirgin özelliklerini sanırım şu an ben yaşıyorum. Çevreme bakıyorum da gerçekten onlarca arkadaşım var, hemen hemen hepsiyle de belli bir samimiyetim var ama yetmiyor işte, yetmiyor. Mutlaka bir yerde bu arkadaşlarınla ayrılıyorsun. Fikirlerde ya da davranışlarda farklılık olabilir ancak bu farklılık senin fikirlerin ve davranışlarının tam zıttı yöndeyse, işte o zaman karamsarlaşıyorsun, kendini gerçekten yalnız hissediyorsun.
Bu durumun sebepleri hakkında çokca söyleyeceklerim var ancak ilk aklıma gelen “düzen” Bu düzen, bizim birbirimizden soğumamızı, birlikte olmamamızı istiyor. Bu birlikteliği istemeyeşinin en büyük nedeni de sanırım “insanların örgütlenme olasılığı” Kendimi her yalnız hissettiğimde ilk aklıma bu düzenin çekiciliği geliyor. Evet, sanırım arkadaşlarım düzenin çarklarına kendilerini kaptırıyor ve benim “düzene karşı olan direngenliğim” kendimi arkadaşlarımdan soğutuyor.
Arkadaşlarımın, “gel şöyle yapalım, gel böyle yapalım” deyişleri artık bana çekici gelmiyor, onlarla birlikte zaman geçirmek istemiyorum hatta gün oluyor ki birçok kişiden iğreniyorum, “nasıl böyle davranabiliyorlar?” diyorum. Bizim ailemizden aldığımız “Hatay Kültürü” bu muydu diyorum? Bazen öyle kurcalıyorum ki bu durumu ailelerde bile suç bulmuyor değilim. Belki de biz hiç Hatay Kültürü almamışızdır, kim bilir?
Varlık içerisinde yokluk = onlarca arkadaş içerisinde bile yalnızlık
Evet, aslında konunun aslı tam olarak bu. Benim sanırım yaşadığım da bu. Konuyu özetleyen eşitleme de bu. Bir önceki yazımda “sessizlik” sevdamı dile getirmiştim. Aslında şu an bahsettiğim konuyu dünkü konumla da ilişkilendirebiliriz. Alkol alırken bile “sessiz bir ortam”ı ya da “deniz kenarını” o da olmadı “piknik alanı”nı, barlara ya da müzikli ortamlara tercih etmemin sebebi bence tamamiyle kültür meselesi. Yani tamamiyle olmasa da kesinlikle alakalı. Mesela “bar” deyince kimin aklına temiz bir kültür geliyor ki?
Sahi, bazen düşünüyorum da benim gibi düşünen ne kadar az kişi var, ya da benim gibi düşünenler ne kadar azalıyor. Belki de ben kitleden kopuyorumdur, yani sorun onlarda değil de bendedir. Sanırım 2. şık, bu yazıyı okuyanlara daha yakın gelecektir. “Süleyman sorun bizde değil de sende” diyen arkadaşlarımı duyar gibiyim.















Gebelikte Sigara:Gebelikten önce, gebelik sırasında ve sonrasında sigara içmeniz sadece sizin sağlığınız değil aynı zamanda bebeğinizin sağlığını da riske etmektedir. Her nefeste size ve bebeğe zararlı olan nikotin, katran ve karbonmonoksit gibi zararlı maddelere maruz kalmaktasınız. Karbonmonoksit anne kanında taşınarak bebeğe ulaşır ve fetusa ulaşan oksijen miktarını azaltır. Nikotin çocuk eşini(plesenta) geçerek kan damarlarının kasılmasına ve bebeğe daha az oksijen ve besin gitmesine neden olur.Bebek doğduktan sonra siz veya eşiniz bebeğin bulunduğu ortamda sigara içerseniz bebeğiniz sigaranın zararlı etkilerine maruz kalacaktır. Sigara içilmesi normal bir gebeliğin yaşanmasını zorlaştırır. Eğer sigara içerseniz gebelikte vaginal kanamayı daha sık yaşayabilirsiniz. Aynı zamanda dış gebelik,düşük,ölü doğum ve erken doğum riskleri artacaktır. Çocuk eşinin rahime tutunduğu yerde sorunlar yaşanabilir.Düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma olasılığı artar.Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin erken dogma sansları daha yüksektir.





