İranlı Gençlerin İhtiyacı Cesaret
Gece rüyamda gördüğüm ayaklanmadır. burdan bir otobüs tutuyoruz. güya, birçok kişiyi otobüslerle iran’a taşıyacağız, ordaki ayaklanmaya destek sunacağız. kimler yok ki arabada? kardeşim, dedem, yengem, kuzenlerim ve birçok arkadaşım. otobüste 35 kişiyiz. bir de otobüsü tutan, insanları ikna eden, bilinçlendiren bir ablamız var başımızda. soruyorum: 2 gün sürer değil mi yolculuk? “evet” diyor. içimden “çok uzun ya bu süre” deyiveriyorum. rüya saçmalamasıyla “uçak tutsaydık daha mantıklı olmaz mıydı?” diye soruyorum. “olur muydu sence?” diye sorunca söz konusu abla, başımı önüme eğiyorum.
otobüs sık sık molalar veriyor. her mola verişinde de ben otobüsten kaçmak istiyorum. hala türkiye’deyiz nasıl olsa. yakalanıp hapse koyulursak, derdimizi nasıl anlatacağımızı düşünüyorum. kaçmayı unutunca da aklıma kardeşim geliyor. daha küçük, lise çağında. “ne işi var onun burda?” diye düşünüyorum bir de içten içe. ama düşündüğüm şeye bak, yan tarafımda 60′ini geçmiş dedem çatışmaya gidiyor.
arkadaşlarım otobüsün arkasında türküler, marşlar söylüyor. yine rüya saçmalaması içerisinde toros dağlarının en yüksek noktasında mola veriyoruz güya. toros dağları filan şu anda bilmiyorum ama rüya içerisinde gayet mantıklı geliyor. yan tarafımda yengem “ince memed toroslardan gürledi” diye “ince memed” parçasına giriyor. ancak kendisinden ses erkek gibi çıkıyor. rüya saçmalaması içerisinde bu da mantıklı geliyor bana.
ince memed toroslar’dan gürledi
buhurcular kulak verip dinledi
onyedi kurşunu yedi ölmedi
kardeşim dağlarda geziyor; daha doğrusu koşuyor, tepeleri filan aşıyor, iniyor çıkıyor garip garip. toros dağları da, küçükken bolca izlediğim heidi çizgi filmindeki dağların aynısı. bizim toroslarımız, rüyamda alp dağları olarak karşıma çıkmış. böyle dağların doruklarında hafif karlar, yemyeşil düzlükler, inekler, koyunlar filanlar falanlar. bu arada arkadaşlarım yan tarafta okey masası kurmuşlar. çatışma öncesi biraz eğlenelim diyenler var.
sonra oturuyorum. güya toroslardan iran görülebiliyormuş da iran sınırına bakıyorum. tam sınırların olduğu yerden itibaren dumanlar yükseliyor. sanki uzaydan bakıyorum gibi, ancak bir fark var. uzaydan fiziki olarak görebileceğim iran haritasına birisi sarı çizgiler koymuş, sınırları belli etmiş. google earth’te ülke sınırlarını belli ederiz ya, öyle bir şey; hatta tam olarak öyle diyebilirim. kara dumanları gördükçe içimden “gitmeyelim, gitmeyelim” demelerimi çoğaltıyorum. sürekli dayak yiyeceğimizi, hapse atılacağımızı, herkesin orda bizi unutacağını, sokakta kurşun yiyebilip ölebileceğimizi; kardeşimi, akrabalarımı ve arkadaşlarımı düşünüyorum.
sonra yeniden otobüse binecekken rüyam son buluyor. kalkıyorum. gözlerimi faltaşı gibi açıyorum yatakta. faltaşı gibi açıyorum ki bir daha uyumayayım, rüyaya geri dönmeyeyim. “iyi ki bitmiş” diyorum. rüyamda her şey o kadar korkutucu ki. ve umutsuz.
ben basit bir rüyada bile bu kadar korkuyorum; bir de iran’da rüya değil gerçeği yaşayanlar var: her an öldürülebilecekler, dayak yiyebilecekler, hapse gönderilebilecekler…
zor onlar için her şey. sıradan bir ülkede çıkabilecek isyandan daha farklı onların isyanı. birlikte hareket etme ihtimalleri az; birlikte ölüm ihtimalleri çok olan bir halkın isyan bu. cesarete en çok iranlı gençlerin ihtiyacı var şu zamanlarda. bilmiyorum ki ne desem.



















