Posts Tagged ‘Resmi Gazete’

Türkiye GDO’yu tartışıyor

Genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girmesi bu konudaki tartışmaları hızlandırdı.

GDO’lu ürünlerin ithalatına izin verilmesinin sağlık açısından riskine dikkat çekilirken, öncelikle risk analizlerinin yapılması gerektiğini savunanlarda var

Kısaca ‘GDO’ adı verilen, insan sağlığına ve çevreye zararları olduğu tartışılan, genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünler hakkındaki yönetmeliğin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca 26 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi, sivil toplum örgütlerini harekete geçirdi. Uzmanlar, meslek odaları, bilim adamları ve gazeteciler de konuyu tartışmaya açtı. GDO’ya Hayır Platformu’nu oluşturan sivil toplum örgütleri, GDO konusundaki yönetmeliği, halk sağlığı, tarım üretimi ve biyolojik çeşitlilik açısından endişeyle karşıladıklarını bildirerek, yaptıkları ortak açıklamada şöyle dediler:

“GDO, pek çok ülkede kısıtlama ve tüketici reddi ile karşı karşıya. Çıkarılan yönetmelik bazı düzenlemeler içerse de, bugün kesin bir yasaklamayı sadece bebek gıdalarında yaparak, herhangi bir ürün üzerinde ‘GDO’suzdur’ ifadesinin kullanımını yasaklayarak ve birçok maddede denetim ve GDO mevcudiyeti konusunu yorum ve keyfiyete bırakarak amaç kapsamı dışına çıkmıştır.” Gıda Mühendisleri Odası yetkilileri de, “GDO’lu ürünlerin sağlığa zararı olmadığı kanıtlanıncaya kadar işlenmesi ve tüketime sunulmasına izin verilmemelidir” dediler.

Bu konuda ne dediler?
Gökhan Günaydın (TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı): “1998’den beri, her yıl en az GDO’lu 2 milyon ton soya, 2 milyon ton mısır ülkeye rahatça giriyordu. Şimdi GDO’lu ürünlerin ekimine de izin veren yasa tasarısı taslağını Bakanlar Kurulu’ndan geri çektiler, yerine ekime izin vermeyen bir yönetmelik çıkardılar. Ekimine Türkiye’nin ihtiyacı yok, yenilmesine de izin verilmemeli. Türkiye’de 800’den fazla üründe GDO’lu gıda olduğu kanıtlandı.”

Prof. Dr. Tayfun Özkaya (Ege Ü. Ziraat Fak.): “Yeni yönetmelik Türkiye’ye GDO’ların ithalatı ve kullanımını serbest bırakıyor. GDO’lu ürün üretimine izin vermiyor ama ithalatına izin veriyor. 5. maddeyle zararları da kabul edilmiş oluyor. Avusturya’da hayvanlar üzerindeki deneyler sonucu, GDO’lu ürünlerin vücutta organ hasarı, karaciğer ve böbrek yetmezliği, kısırlık, erken doğum ve düşük gibi önemli rahatsızlıklara yol açtığı kanıtlanmıştır.”

Prof. Dr. Selim Çetiner (Sabancı Ü. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fak.): “Bir ekonomik yararı var ki, dünyada çok önemli oranda GDO’lu tarım yapılıyor. Araştırmamda Türkiye’nin her yerinden toplanan 51 hayvan yeminden 50’sinde genetiği değiştirilmiş soya çıktı. AB de, Türkiye’nin ithal ettiği soyaları ithal ediyor. Bilimsel verilere dayalı olarak, risk analizleri yapılsın, insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri araştırılsın, yasal çerçevesi çizilsin, sonra katkı sağlayacağını düşünen çiftçi eker, düşünmeyen ekmez.”

Prof. Dr. Sabahattin Özcan (Ankara Ü. Tarla Bitkileri Böl.): “Zararlı olduğunu gösteren bulgular da var ama bunlar kendi içinde çelişkili. İnsan ve hayvan sağlığı için riskleri varsa araştırılsın, olmadığına kanaat getirilirse bu ürünleri üretelim ve kullanalım.”
Necati Doğru (Vatan gazetesi yazarı): “Yönetmelik bütün canlı deseni ve türünün de sağlığını, varlığını tehlikeye attığı için yılanlar, çıyanlar, akrepler ve fareler size diş biliyor olacaklar…”

Güngör Uras (Milliyet gazetesi yazarı): “Kanunla düzenleme beklenirken, bir yönetmelikle hükümetimiz GDO’ya ülkenin kapılarını açtı.”
Ahmet Atalık (TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şb. Bşk.): “Yönetmelik gerçek bir komedi. GDO’lu ürünlerin bebeklerin besinlerinde kullanılması yasak. Çocuk için zararlı olan, büyükler için zararlı değil mi?”

Hangi ürünlerde var?
Gökhan Günaydın bu konuda şu bilgileri verdi: “Mısır, soya, pamuk ve kolza, genleriyle oynanmış bitkiler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunlardan üretilen ürünler, GDO’lu olma riski taşıyor. Bu dört üründe de dışa bağımlıyız. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar, bisküvi, kraker, pudingler, bitkisel yağlar, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk vb hayvanlardan elde edilen gıdalar, hazır mamalar, çorbalar, sıvıyağlara kadar 800 çeşit ürün sayabiliriz.”

Nasıl ortaya çıktı?
Ahmet Atalık, GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye girişinin nasıl ortaya çıktığını şöyle anlattı:
“GDO’lu ürünleri bakanlık 1998’den beri sürekli reddetti, ta ki 2003’te Arjantin’den kalkan bir soya gemisinin Brezilya açıklarında Greenpeace aktivistlerince, ‘GDO’lu bu yük’ diye durdurmasına kadar. Sonra yapılan analizler sonucu ürünlerin GDO’lu olduğu ortaya çıktı. Yoksa o gemi bizim Mersin limanımıza yanaşacaktı. Bakanlık bu olaydan sonra reddedemedi.”

GDO nedir
Genleri bir canlıdan alıp başka bir canlıya nakletme işine, ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’ deniyor. Bu şekilde sıcağa, soğuğa, böceklere ya da virüslere karşı dirençli yeni ‘tür’ler yaratılmış oluyor. Amaç açlığa çözüm. Çünkü GDO teknolojisiyle, çok daha fazla ürün elde edilmesi ve besin değerlerinin artırılması hedefleniyor. Genetiği değiştirilmiş gıdaların sağlığa zararları tüm dünyada tartışma konuları arasında en önemli yeri tutuyor. Farklı gen türlerinin karıştırılması yoluyla elde edilen yeni organizmalar, GDO karşıtlarınca, ‘Frankeştayn gıda’ olarak tanımlanıyor.

Frankenstein gıdalara ‘hayır’
GDO’ya ilişkin yönetmeliğe bir tepki de İzmir’den, ‘GDO’ya Hayır Platformu’ndan geldi.
Platform İzmir Dönem Sözcüsü Vezan Karabulut, GDO’ları ‘Frankenstein gıdalar‘ olarak tanımladıklarını belirterek, “Biz domates yediğimizi sanırken, aslında farklı bir gıdanın genlerini yiyor olacağız” diye konuştu.

Eker: Mahkeme GDO’ya kapı açar
Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünlere ilişkin yönetmelik dün TBMM Genel Kurulu’nda tartışma konusu oldu. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, yönetmeliğin amacının GDO’lu ürünlerin ithalatını kolaylaştırmak değil, aksine ithalatını zorlaştırmak, kontrol ve denetim altına almak olduğunu söyledi. Eker, “‘Biz bunu mahkemeye götürürüz’ demek, açık söylüyorum ki kesinlikle GDO’ya kapı açmak demek olur” dedi. Yönetmeliğin yanlış aktarıldığını ve Türkiye’nin GDO’larla ilgili herhangi bir mevzuata sahip olmadığını belirten Eker, işlemlerin 1998’de çıkarılan bir bakanlık talimatıyla ve beyana tabi olarak yapıldığını ifade etti.

Baykal: Yönetmelik iptal edilmeli
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hükümetin, Kürt ve Ermeni açılımının ardından, milletin önüne GDO olmak üzere yeni bir açılım daha getirdiğini belirterek, hükümetin gıda tuzağı olan GDO’lara izin veren yönetmeliği iptal etmesi gerektiğini söyledi. Hükümet yapmazsa, kendilerinin yönetmeliği iptal ettireceklerini söyleyen Baykal şunları kaydetti: “Yasa taslağı geldi diye beklerken, ‘yasaya falan gerek yok biz yönetmelik çıkarıyoruz’ dediler. Şimdi bunu sessizce, vurkaç operasyonu ile, bir gıda tuzağını yürürlüğe koydular. Bu 70 milyonun sağlığını, geleceğimizi istikbalimizi tehlikeye atan bir olay.”

AB’de sıkı denetim var etiket zorunlu
GDO, Avrupa Birliği’nin (AB) yıllardır gündeminde. AB bu ürünlerde sıkı bir denetim ve etiketleme politikası uyguluyor. GDO etiketlemesi yapılabilmesi için ilgili ürünün yüzde 0.9 oranında GDO içermesi gerekiyor. AB bu konudaki uygulamalarını 2003’te yürürlüğe giren 1829/2003 sayılı yönetmeliğe göre yürütüyor.
Yönetmeliğin etiketlemeyle ilgili bölümünde, bu uygulamanın ‘GDO içeren ya da GDO’dan oluşan gıda maddeleri için’ ve ‘GDO içeren ya da GDO’dan oluşan ürünlerle üretilen gıda maddeleri için’ geçerli olacağı belirtiliyor. GDO içermesine karşın etiketlemeye gidilmeyecek durumlar ise 18.10.2003 tarihli AB Resmi Gazetesi’nde şu şekilde ifade ediliyor: “Bu bölüm, yüzde 0.9 oranından daha yüksek olmayan oranda GDO içeren, GDO’dan oluşan ya da GDO’yla yapılan gıda ürünleri için uygulanmayacaktır.”
Yüzde 0.9 oranının aşıldığı durumlarda ise spesifik bir etiketleme yöntemi uygulanıyor. İlgili yönetmeliğe göre:
1- Birden fazla malzeme içeren ürünlerde, içindekiler listesinde ‘genetiği değiştirilmiş’ ya da ‘genetiği değiştirilmiş …le üretilmiş’ ifadelerinin ilgili malzemenin hemen arkasından parantez içinde yazılması gerekiyor.
2- Malzemenin bir kategorinin ismi olarak gösterildiği durumlarda, ‘genetiği değiştirilmiş … içerir’ ya da ‘genetiği değiştirilmiş …le üretilmiş … içerir’ ifadelerine içindekiler listesinde yer verilmesi gerekiyor.
3- İçindekiler listesinin bulunmadığı durumlarda ‘genetiği değiştirilmiş’ ya da ‘genetiği değiştirilmiş …le üretilmiştir’ ifadelerinin etiketin üzerinde açıkça görülür şekilde yer alması gerekiyor.
4- İlk iki maddedeki GDO vurguları, içindekiler listesinin altında dipnot olarak yer alabilir. Bu durumda en az içindekiler listesinde yer alanların boyutunda yazılması gerekir. İçindekiler listesinin bulunmadığı durumlarda etiketin üzerinde açık şekilde yer almalıdır.
5- Gıda ürünün nihai tüketiciye satıldığı aşamada, paketlenmemiş ürünlerde olduğu kadar büyüklüğü 10 cm2’yi geçmeyen paketlerde satılan ürünler için GDO’yla ilgili ifadeler sürekli ve görülür bir şekilde ürünün sergilendiği tezgâhın üstünde ya da hemen yanında ya da paketleme malzemesinin üzerinde kolay şekilde tespit edilebilecek ve okunabilecek büyüklükte olmak kaydıyla yer almalıdır.
GDO’lu ürünlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt ya da yumurtalar için GDO etiketlemesi yapılmıyor. AB içinde GDO’larla ilgili yasal düzenlemeye yönelik yeni bir değerlendirme süreci başlatılmış durumda. Bu çalışmada mevcut yasal düzenlemeyle ilgili risk değerlendirmesi, onay süreci ve etiketleme unsurlarına yoğunlaşılıyor. Değerlendirme raporunun 2010’un yaz aylarında yayımlanması bekleniyor. AB içinde GDO üretimini yasaklayan 6 ülke var. Bunlar Avusturya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, Almanya ve Lüksemburg.

Asgari ücretin 2010’da yüzde 6 artırılması öngörülüyor

http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/11/01/fft1_mf413569.GifAsgari ücretin 2010 yılı Ocak ve Temmuz aylarında yüzde 3 oranında, emekli aylıklarının ise Ocak ve Temmuz aylarında önceki altı aylık enflasyon tahminine göre sırasıyla yüzde 4 ve yüzde 2.4 oranlarında artırılması öngörülüyor.
2010 Yılı Yatırım Programı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, çeşitli gelir ve harcama tedbirlerini içeren destek paketlerinin bütçeye maliyetinin, GSYH’ya oran olarak 2010 yıllı için yüzde 1.6 civarında olacağı tahmin ediliyor. 2009 yılında yüzde 6 oranında daralması beklenen GSYH’nin, 2010 yılında yüzde 3.5 oranında artması hedefleniyor. Önümüzdeki yıl tarımın katma değerinin yüzde 3, sanayinin yüzde 4.4, hizmetler sektörünün ise yüzde 3.3 artması bekleniyor. 2010 yılında, öngörülen büyüme ve yatırım artışlarına bağlı olarak istihdamın yaklaşık 308 bin kişi artması, işsizlik oranının ise yüzde 14.6 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Toplam yurtiçi talebin reel olarak yüzde 3.8 oranında artması hedeflenirken, net mal ve hizmet ihracatının GSYH büyümesine katkısının negatif 0.4 puan olması sonucunda GSYH’nın yüzde 3.5 büyümesi bekleniyor.

ÖZEL KESİM TÜKETİMİNİN YÜZDE 2.5, KAMU’NUN YÜZDE 2.4 ARTMASI BEKLENİYORAynı dönemde özel kesim tüketim harcamalarında yüzde 2.5, kamu kesimi tüketim harcamalarında ise yüzde 2.4’lük artış olacağı öngörülüyor. Bu dönemde, özel kesim sabit sermaye yatırımları yüzde 7 artarken, kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının yüzde 10.3 artması bekleniyor. 2010 yılında GSYH büyümesine, özel tüketimin 1.8 puan, kamu tüketiminin 0.2 puan, özel kesim sabit sermaye yatırımlarının 1.2 puan, kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının ise 0.5 puan katkı yapması hedefleniyor. Stok değişiminin GSYH büyümesine katkısının ise pozitif 0.2 puan olacağı tahmin ediliyor. Kamu harcanabilir gelirinin GSYH’ya oranının 2010 yılında, bir önceki yıla göre 1.2 puan artarak yüzde 9.9 olarak gerçekleşeceği öngörülüyor. Aynı dönemde kamu yatırımlarının GSYH’ya oranı aynı kalırken, kamu tasarruflarının GSYH içindeki payının bir miktar iyileşerek negatif yüzde 2.6’dan negatif yüzde 1.3’e çıkması neticesinde kamu tasarruf yatırım farkının GSYH’ya oranının 2010 yılında negatif yüzde 5.6 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.

ÖZEL SEKTÖRÜN SABİT SERMAYE YATIRIMLARININ YÜZDE 7 ARTAMASI HEDEFLENİYORGerek özel yatırımlardaki 1.2 puanlık artış, gerekse özel tasarruflardaki 1 puanlık azalış neticesinde özel kesim tasarruf yatırım farkının GSYH’ya oranının yüzde 3.2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. 2010 yılında kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının reel olarak yüzde 10.3 artması hedefleniyor. Kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının yüzde 47.1’inin merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler, yüzde 32.1’inin mahalli idareler, yüzde 16.4’ünün işletmeci KİT’ler, yüzde 1.4’ünün özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar, yüzde 0.8’inin İller Bankası, yüzde 2.2’sinin döner sermayeli kuruluşlar ve sosyal güvenlik kuruluşları tarafından gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. 2010 yılında kamu kesimi sabit sermaye yatırımları içinde, 2009 yılına göre tarım, madencilik, turizm, eğitim ve diğer hizmetler sektörlerinin paylarının artması, imalat, enerji, ulaştırma sektörlerinin paylarının azalması, sağlık ve konut sektörlerinin paylarında ise bir değişiklik olmaması bekleniyor. Özel kesim sabit sermaye yatırımlarının ekonomide kaydedilmesi beklenen toparlanmanın da etkisiyle reel olarak yüzde 7 artması öngörülüyor. Özel kesim sabit sermaye yatırımları içinde enerji ve konut sektörlerinin paylarının azalacağı, tarım, ulaştırma, turizm, eğitim ve sağlık sektörlerinin paylarının artacağı, diğer sektörlerin paylarının ise aynı seviyede kalacağı tahmin ediliyor.

2010’DA AĞIRLIK VERİLECEK PROJELER
2010 yılı içinde tamamlanarak ekonomiye kazandırılabilecek projelere, uygulamasında önemli fiziki gerçekleşme sağlanmış projelere, Yatırım Programı’nda yer alan ve dış finansmanı sağlanan projelerden önemli oranda fiziki gerçekleşme sağlanmış projelere, başlatılmış bulunan diğer projelerle bağlantılı veya eş zamanlı olarak yürütülmesi ve tamamlanması gereken projelere, mevcut sermaye stokunun daha etkin kullanılmasına ve korunmasına yönelik idame-yenileme, bakım-onarım, rehabilitasyon ve modernizasyon türü yatırım projelerine, afetlerin önlenmesi ve afet hasarlarının telafisine yönelik projelere, AB’ye üyelik yönünde ortaya konulan politika ve önceliklerin hayata geçirilmesi için sürdürülen çalışmaların gerektirdiği projelere, e-Dönüşüm Türkiye Projesi ve Bilgi Toplumu Stratejisiyle uyumlu projelere ağırlık verilmesi bekleniyor.

TURİZM GELİRLERİNİN 22.5 MİLYAR DOLARA ULAŞMASI HEDEFLİYOR
2010 yılında ihracatın yüzde 9.1 artarak 107.5 milyar dolara, ithalatın ise yüzde 14.2 artarak 153 milyar dolar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. Bu çerçevede, 2010 yılında dış ticaret açığının 45.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2010 yılında 6.2 milyar dolar bavul ticareti ve 8.7 milyar dolar navlun ve sigorta geliri gerçekleşeceği ve böylece dış ticaret dengesinde 31 milyar dolar açık verileceği öngörülüyor. İhracat fiyatlarının yüzde 3.5, ithalat fiyatlarının yüzde 7.2 oranında artacağı ve böylece ihracat ve ithalatın reel olarak sırasıyla yüzde 5.4 ve yüzde 6.5 oranında artacağı tahmin ediliyor. Turizm gelirlerinin 22.5 milyar dolara, turizm giderlerinin ise 4.2 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. 2010 yılında hizmet gelirlerinin 35.8 milyar dolar, hizmet giderlerinin ise 16.6 milyar dolar olması, böylece hizmetler dengesinin 19.2 milyar dolar fazla vermesi bekleniyor. 2010 yılında gelir dengesinde 8.4 milyar dolar açık öngörülürken, cari transferler kaleminde 2.2 milyar dolar fazla öngörülüyor. Böylece, 2010 yılında cari işlemler açığının 18 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2009 yılında yüzde 1.8 olması beklenen cari açığın GSYH’ya oranının, 2010 yılında yüzde 2.8 seviyesinde gerçekleşeceği bekleniyor.

VERGİ GELİRLERİNİN YÜZDE 1.8 ARTMASI BEKLENİYOR
2010 yılında genel devlet vergi gelirlerinin GSYH’ya oranının kriz sonrası ekonomik toparlanmaya bağlı olarak bir önceki yıla göre 1.8 puan artarak yüzde 19.5 düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Vergi gelirlerinde öngörülen bu artışta, GSYH’ya oran olarak, ÖTV’nin 0.9 puan, ithalde alınan KDV’nin 0.4 puan ve dahilde alınan KDV’nin 0.2 puan artacağı tahmini belirleyici olduğu belirtildi. Genel devlet faktör gelirlerinin GSYH’ya oranının, bir önceki yıla göre 0.4 puan azalarak yüzde 5.4 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Bu gelişme üzerinde, GSYH’ya oran olarak, hazine portföyü ve iştirak gelirlerinin 0.3 puan, faiz, ikraz ve tavizlerden elde edilen gelirlerin 0.1 puan düşeceği tahmini etkili oldu.

SOSYAL GÜVENLİK PRİMLERİNDEKİ ARTIŞ YÜZDE 0.4 OLACAK
Sosyal güvenlik sisteminin finansmanı amacıyla özel ve kamu kesiminden elde edilen prim tahsilatlarının toplamı olan sosyal fon gelirlerinin, 2010 yılında bir önceki yıla göre 0.4 puan artarak GSYH’ya oran olarak yüzde 7.7 düzeyine yükselmesi öngörülüyor. Bu gelişmelerin yanı sıra, özelleştirme gelirlerinin 2009 yılına göre 0.6 puan artması sonucunda, genel devlet toplam gelirlerinin GSYH içerisindeki payının yüzde 33.5’ten yüzde 35.7’ye yükselmesi bekleniyor. Genel devlet faiz dışı harcamalarının GSYH’ya oranının 2010 yılında bir önceki yıla göre 0.6 puan artarak yüzde 34.4 düzeyine yükselmesi öngörülüyor.
GSYH’ya oran olarak 2009 yılında yüzde 6.6 düzeyinde gerçekleşmesi beklenen genel devlet açığının, 2010 yılında yüzde 4.7 olması tahmin ediliyor. Bununla birlikte, faiz giderleri ve özelleştirme gelirleri hariç tutulduğunda, 2009 yılında GSYH’ya oran olarak yüzde 0.6 düzeyinde açık vermesi beklenen genel devlet dengesinin, 2010 yılında yüzde 0.3 düzeyinde fazla vereceği tahmin ediliyor. KİT’ler dahil edilerek elde edilen ve DPT tanımı esas alınarak hesaplanan kamu kesimi genel dengesinin ise, 2009 yılında GSYH’ya oran olarak yüzde 6.4 düzeyinde açık vermesi ve söz konusu açığın 2010 yılında 2.2 puanlık bir düşüşle yüzde 4.2’ye gerilemesi bekleniyor. Ayrıca, 2010 yılında IMF tanımlı kamu kesimi dengesinin GSYH’ya oran olarak yüzde 0.3 düzeyinde bir açık vermesi öngörülüyor. 2010 yılında krizin etkilerinin azalacağı ve yeniden büyüme ortamına geçilerek mali dengelerde nispi bir iyileşmenin sağlanacağı öngörülüyor. Merkezi yönetim bütçe gelirlerinin, vergi gelirlerindeki toparlanmaya paralel olarak, GSYH’ya oranla 2009 yılına göre 1.5 puan artarak yüzde 23 düzeyine yükseleceği tahmin ediliyor.

HAZİNE PORFÖYÜ VE İŞTİRAK GELİRLERİNDE DÜYÜY BEKLENİYOR
İşsizlik Sigortası Fonu’nun elde edeceği faiz gelirlerinin dörtte üçü ile Özelleştirme Fonu’nun nakit fazlasının 2009 yılında olduğu gibi 2010 yılında da bütçeye gelir kaydedilmesi uygulamasına devam edilecek. Diğer yandan, hazine portföyü ve iştirak gelirlerinin 2010 yılında bir önceki yıla göre düşeceği tahmin ediliyor. Bu doğrultuda, 2010 yılında vergi dışı toplam gelirlerin GSYH’ya oranının bir önceki yılın seviyesini koruyarak yüzde 4.2 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. 2010 yılında, GSYH’ya oran olarak, bir önceki yıla göre, faiz hariç harcamaların 0.1 puan artması, faiz harcamalarının ise 0.3 puan azalması öngörülüyor. Böylece, 286.9 milyar TL olarak programlanan 2010 yılı merkezi yönetim bütçe harcamalarının GSYH’ya oranının bir önceki yıl seviyesinin 0.3 puan altına inerek yüzde 27.9 seviyesinde gerçekleşmesi hedefleniyor.

SERMAYE GİDERLERİNİN GSYH’YA PAYI YÜZDE 1.8
2010 yılında memur maaşlarına Ocak ayında yüzde 2.5, Temmuz ayında yüzde 2.5 oranında artış yapılacak. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesi uyarınca sosyal güvenlik reformu öncesi memuriyet hayatına başlamış olan personelin ilaç ve tedavi giderleri karşılığında SGK’ya ödenecek geçici genel sağlık sigortası primi nedeniyle, 2010 yılında sosyal güvenlik kurumlarına ödenen devlet primi giderlerinin 2009 yılsonu tahminine göre GSYH’ya oran olarak 0.3 puan artarak yüzde 1.1 düzeyine yükselmesi ve 11.1 milyar TL seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. 2010 yılında genel bütçe vergi gelirleri performansının artması nedeniyle genel bütçe vergi gelirlerinden mahalli idarelere ve fonlara ayrılan paylarda da artış görüleceği öngörülüyor. Bu çerçevede, söz konusu harcama kaleminin 2009 yılsonu tahminine göre GSYH’ya oran olarak 0.2 puan artışla yüzde 2.3 düzeyine yükselmesi bekleniyor. İşsizlik Sigortası Fonu ile Özelleştirme Fonu’ndan, 2010 yılında da GAP Eylem Planı ile diğer ekonomik kalkınma ve sosyal gelişmeye yönelik yatırımlarda kullanılmak üzere merkezi yönetim bütçesine kaynak aktarılmaya devam edilecek. Bu bağlamda, toplam sermaye giderlerinin 2010 yılında 18.9 milyar TL, GAP Eylem Planı kapsamında gerçekleştirilecek sermaye giderlerinin ise 5.4 milyar TL olması programlanıyor. Böylece, 2010 yılında sermaye giderlerinin GSYH içerisindeki payının yüzde 1.8 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor.
Gelir ve gider beklentileri çerçevesinde, 2009 yılında 62.8 milyar TL ve GSYH’ya oran olarak yüzde 6.6 seviyesinde gerçekleşmesi tahmin edilen merkezi yönetim bütçe açığının, 2010 yılında 50.1 milyar TL ve GSYH’ya oran olarak yüzde 4.9 düzeyine gerilemesi hedefleniyor.  IMF tanımlı merkezi yönetim bütçesi faiz dışı açığının GSYH’ya oranının ise yüzde 0.8 seviyesinde olması hedefleniyor.

İÇ BORÇ ÇEVİRME ORANININ DÜŞÜRÜLMESİ HEDEFLENİYOR
Borç yönetimine ilişkin olarak, izleyen dönemde de önceki yıllarda olduğu gibi stratejik ölçüt uygulamasına devam edilecek. Bu kapsamda, 2010 yılında, borçlanma politikasının yürütülmesinde karşılaşılabilecek faiz ve döviz kuru risklerinin hafifletilmesi amacıyla, borçlanmanın faiz yenileme süresinin uzatılması ve ağırlıklı olarak TL cinsinden gerçekleştirilmesi, ortalama borçlanma vadesinin piyasanın elverdiği ölçüde uzatılması, iç borç çevirme oranının düşürülmesi hedefleniyor. Yıllık finansman gereğinin büyük bir kısmını oluşturan iç borçlanmalara ilişkin olarak, mevcut itfaların daha düzenli hale getirilmesi amacıyla ve stratejik ölçütlerle uyumlu olmak üzere, aktif borç yönetimi çerçevesinde geri alım ve değişim işlemlerine devam edilmesi öngörülüyor. DİBS yatırımcı tabanının genişletilmesi amacına yönelik olarak yeni enstrümanların geliştirilmesi ile perakende satış yöntemine ilişkin çalışmalara devam edilecek. DİBS birincil ve ikincil piyasasında etkinliğin artırılması amacıyla uygulanmakta olan piyasa yapıcılığı sisteminin sürdürülmesi planlanıyor. Ayrıca, ikincil piyasalarda sağlıklı bir verim eğrisinin oluşturulması ve DİBS alım-satım işlemlerinde likiditenin sağlanmasına yönelik olarak senetlerin azalan vadelerde yeniden ihraç edilmesi politikasına devam edilecek. Nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla yıl boyunca yeterli düzeyde rezerv tutulması hedefleniyor.

MAHALLİ İDARELER DENGESİNİN 2.8 MİLYAR TL AÇIK VERMESİ ÖNGÖRÜLÜYOR
2010 yılında, mahalli idare gelirlerinin 37.2 milyar TL, harcamalarının ise 40 milyar TL olarak gerçekleşmesi, mahalli idareler dengesinin ise 2.8 milyar TL açık vermesi öngörülüyor.
Mahalli idare gelirlerinin artışında belediye ve il özel idarelerinin özgelirlerinin artırılmasına yönelik düzenleme ile elektrik ve havagazı tüketim vergisinin tekrar belediyeler tarafından tahsil edilmesi etkili olacak. Mahalli idarelerin genel bütçe vergi paylarından, uzlaşma, kamuya olan diğer borçları ve vergi ve sosyal güvenlik primi gibi cari yükümlülüklerine mahsuben yapılacak kesinti oranının, yeni borç doğmasını engelleyecek ve borç stokunun azalmasına yardımcı olacak bir düzeyde tespit edileceği tahmin ediliyor. GSYH’ya oran olarak, döner sermayeli işletmelerin net bütçe fazlasının yüzde 0.04, dönem karının ise yüzde 0.13 civarında gerçekleşmesi hedefleniyor.

SGK’YA 57.7 MİLYAR TL’LİK BÜTÇE TRANSFERİ
Asgari ücretin 2010 yılı Ocak ve Temmuz aylarında yüzde 3 oranında, emekli aylıklarının ise Ocak ve Temmuz aylarında önceki altı aylık enflasyon tahminine göre sırasıyla yüzde 4 ve yüzde 2.4 oranlarında artırılması öngörülüyor. 2010 yılında prim yapılandırma geliri olarak 503 milyon TL elde edilmesi bekleniyor.  Çalışan kamu görevlilerinin sağlık harcamalarının 2010 yılı başından itibaren SGK’ya devredileceği ancak yeşil kart sahiplerinin sağlık harcamalarının program döneminde SGK’ya devredilmeyeceği öngörülüyor. Sosyal güvenlik kuruluşlarının toplam gelirlerinin 83.6 milyar TL, toplam giderlerinin 115.4 milyar TL ve gelir gider farkının 31.8 milyar TL olması öngörülüyor. GSYH’ya oran olarak, gelirlerin yüzde 8.13, giderlerin yüzde 11.22 ve açığın yüzde 3.09 olması hedefleniyor. 2010 yılında SGK’ya faturalı ödemeler, ek karşılıklar, emeklilere yapılan ek ödeme, devlet katkısı, hizmet akdiyle çalışanlar için 5 puan prim indirimi ve özürlü primi teşviki de dahil olmak üzere toplam 57.7 milyar TL tutarında ve GSYH’nın yüzde 5.61’i oranında bütçe transferi yapılması öngörülüyor.

İŞSİZLİK FONU’NDAN YAPILACAK TRANSFERLER
2010 yılında İşsizlik Sigortası Fonu’nun prim gelirinin GSYH’nın yüzde 0.32’si, faiz gelirinin GSYH’nın yüzde 0.44’ü, Fona yapılan devlet katkısının ise GSYH’nın yüzde 0,11’i oranında gerçekleşmesi bekleniyor. 5921 sayılı Kanun uyarınca, 2010 yılında Fonun faiz gelirinin yüzde 75’ine tekabül eden 3.398 milyon TL’lik kısmının Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki projelerin finansmanında kullanılmak üzere merkezi yönetim bütçesine aktarılacağı, Fonun gelirlerinden 18-29 yaş arası genç istihdamı ve kadın istihdamını teşvik amacıyla uygulanan prim indiriminin maliyetine tekabül eden 137 milyon TL’lik kısmının SGK’ya transfer edileceği öngörülüyor. Ayrıca, 196 milyon TL tutarında kısa çalışma ödeneği harcaması yapılması bekleniyor. Bu çerçevede, Fonun toplam giderinin 5.011 milyon TL’ye ulaşması bekleniyor. Fon varlığının ise 45.5 milyar TL ile GSYH’nın yüzde 4,42’sine ulaşacağı tahmin ediliyor.
2010 yılında elde edilmesi beklenen özelleştirme gelirlerinin 4.9 milyar TL tutarındaki kısmının Özelleştirme Fonu’na aktarılması bekleniyor. Fonların kaynaklarının 4.3 milyar TL ile GSYH’nın yüzde 0.42’si, harcamalarının 4 milyar TL tutarla GSYH’nın yüzde 0.39’u, böylece 245 milyon TL tutarla fon sistemi finansman fazlasının GSYH‘ya oranının yüzde 0.02 seviyesinde gerçekleşmesi hedefleniyor.

TARIMSAL KİT’LERİN 3.9 MİLYON TON BUĞDAY ALMASI BEKLENİYOR
2010 yılında özelleştirme kapsamında izlenen kuruluşlar dahil KİT sisteminin finansman fazlasının GSYH’ya oranı yüzde 0.53 olarak programlanıyor. TEDAŞ’ın 2010 yılı kayıp-kaçak oranının yüzde 14 seviyesine gerilemesi hedefleniyor. Elektrik dağıtım bölgelerine ilişkin özelleştirme ihalelerinin 2010 yılı sonunda tamamlanması öngörülüyor. Tarımsal KİT’ler tarafından 3.9 milyon ton buğday, 9 milyon ton şeker pancarı ve 600 bin ton yaş çay yaprağı alımı programlanıyor. (ANKA)

Arabadan TRT payı alınacak tüketici tepkili

Onlarca ürün ve hizmetten pay alan TRT, arabadan da vergi almaya başladı. 25 bin liralık arabada vergi 200 lira. Vergi oranı yüzde 0.8. Araba fiyatı yükseldikçe vergi de artıyor

Bütçeden pay aldığı gibi özel gelirler kanunu ile radyo, televizyon, video gibi cihazlardan, elektrik faturalarından, radyo ve televizyon vasıtasıyla yapılan ilan ve reklamlardan, film, bant, plak, nota, dergi, kitapların yapım, yayın ve satışından, radyo ve televizyonla ilgili her türlü ticari işlemler ve ortaklıkların gelirlerden pay alan TRT’nin, arabadan da pay almaya başladı.  Daha önce arabalarda radyo bedelinin yüzde 16’sı olarak hesaplanan TRT payı yeni bir değişiklike araç bedeli üzerinden yüzde 0.8’e çıkarıldı. Tüketici tepki gösterdi.
Daha önceki düzenlemede bandrol vergisi taşıtın değil, taşıtta kullanılan radyonun fiyatına endeksliydi, oranı da yüzde 16’ydı. Ortalama fiyatları 200-500 lira arasında değişen oto radyolarından yaklaşık 30-80 lira arasında bandrol vergisi TRT’ye aktarılıyordu. Oysa vergi taşıtın fiyatına endekslendiğinde tüketicinin ödeyeceği para 30 bin liralık ortalama bir otomobilde 240 liraya yükselecek. Üstelik söz konusu Bakanlar Kurulu kararının yürürlük tarihi 3 Temmuz 2009 olarak belirlendiği için bu tarihten itibaren satılan taşıtlardan bandrol vergisi alınması gündeme gelebilecek.
Bakanlar Kurulu kararı sadece radyolu kara taşıtları için geçerli de değil. Karar radyo ya da televizyon barındıdan hava ve deniz taşıtları, kulaklık, fotoğraf makinesi, adımsayar dahil pek çok aracı kapsıyor.

Hani yeni vergi yoktu?
Tüketiciler Birliği Başkanı Nazmi Kaya, yaptığı açıklamada, 17 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla daha önce araç alımlarında, teyp cihazı bedeli üzerinden alınan TRT payı olarak bilinen yüzde 16’lık bandrol vergisinin, araç bedeli üzerinden yüzde 0.8’e çıkarıldığını belirtti. “Yeni vergi yok açıklamalarına karşın yapılan bu artışa şaşırmadıklarını” belirten Kaya, şunları kaydetti:
“TRT özerk bir kuruluş. Ticari kurallara uygun olarak sektörde faaliyet gösteriyor. Kamusal hizmet dahi vermeyen TRT’nin elektrik tüketimleri üzerinden yaşatılmasına tepkili olduğumuz dönemde getirilen yeni uygulama iptal edilmelidir. Araç alanın ve sektörün cezalandırılması bir an önce ortadan kaldırılmalıdır. Arabanızda teyp olmasa bile zorunlu vergi alınıyor.”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin araç alımlarında 100 lira kentli vergisi getirmeyi planladığına ilişkin haberlere de dikkat çeken Kaya, “Belediye yönetimi, trafik sıkışıklığından rant elde etmemeli” dedi.

OTOMOTİV SEKTÖRÜ KARARDAN ŞAŞKIN
Hükümetin kara taşıtlarındaki radyo ve TV’lerden aldığı TRT payını, araç bedelinin binde 8’i olarak belirlemesi otomotiv sektöründe şaşkınlık yarattı.

Sektör temsilcileri, bir yandan kararnamenin getirdiklerini anlamaya çalışırken, diğer yandan da özellikle dün ve önceki gün tescil ettirdikleri araçların bandrollerini yeni oranlardan ödemeye başladıkları haber veriliyor.  Fiyatlarda yaklaşık yüzde 1 artış olabileceğini kaydeden yetkililer, bunun araçların ÖTV’sini de etkileyebileceğini dikkat çekiyorlar.
Sektör temsilcileri, uygulamanın geriye dönük olarak, temmuz ayından bu yana satılan araçları da kapsamasının bir kaosa yol açabileceğini belirtiyorlar.
Temmuz ayından bu yana satılan araçların bandrollerinin yüzde 16’lık eski oranlarla ödendiğini ve müşterilere teslim edildiğini hatırlatan temsilciler, bu araçlarda yeni oranlarla birlikte oluşacak farkın tahsil edilmesi konusunun ilginç bir durum yaratacağını belirtiyorlar.